Perşembe , Haziran 21 2018
Anasayfa / Ekonomi / İktisadi faaliyet gücünü koruyor

İktisadi faaliyet gücünü koruyor

İç talepteki iyileşme ekonomik büyümeye güç veriyor. İşsizlik rakamlarında adım adım gerileme sevindirdi. Uluslararası doğrudan yatırım girişi konusunda gelecek dönem için umut vaat eden bir seyir var…

TÜRKİYE Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) aralık ayı toplantı özeti açıklandı. Özette, enflasyonun bulunduğu yüksek seviyeler ve çekirdek enflasyon göstergelerine ilişkin gelişmelerin fiyatlama davranışlarına dair rişk oluşturmaya devam ettiği vurgulandı. Söz konusu riskler ve enflasyon beklentilerinin yüksek seyrinin enflasyon görünümünde Aralık 2017’de ve 2018’in ilk aylarında gözlenmesi beklenen iyileşmeyi sınırlayabileceğim ifade edildi.

Özette, enflasyon beklentilerinde ve fiyatlama davranışlarında henüz bir iyileşme gözlenmemesinin, enflasyon görünümünü olumsuz etkilediği vurgulandı. İktisadi faaliyetin güçlü seyrinin, maliyet baskılarının enflasyon üzerinde hissedilir olmasında rol oynadığına işaret edilen özette, aralıkta baz etkisiyle tüketici enflasyonunun belirgin oranda gerilemesinin, ancak yüksek seviyesini korumasının beklendiği bildirildi.

“YURTİÇİ TALEP BELİRLEYİCİ”

Toplantı özetinde 2017 üçüncü çeyreğinde yıllık büyümenin 11.1 gibi yüksek oranda gerçekleşmesinde iktisadi faaliyetin seyrine ek olarak takvim ve baz etkilerinin de önemli rol oynadığının altı çizildi. Üçüncü çeyrekte büyümenin sürükleyicisinin makine-teçhizat yatırımları ve özel tüketim başta olmak üzere yurtiçi talep olduğuna dikkat çekilerek, bu dönemde, turizmdeki toparlanma ve mal ihracatının güçlü seyrine rağmen, yüksek oranda artan altın ithalatının etkisiyle net ihracatın yıllık büyümeye katkısının sınırlı gerçekleştiği kaydedildi.

Özette, önümüzdeki dönemde, olumlu küresel büyüme görünümüne dair aşağı yönlü risk oluşturabilecek unsurların başında Ortadoğu ve Kore Yarımadası ile ilgili jeopolitik gelişmeler ve dış ticarette artan korumacı söylemlerin çeşitli dış ticaret müzakerelerine yansıması sayıldı.

“İŞSİZLİK KADEMELİ GERİLEYECEK”

işgücü piyasasındaki iyileşmenin eylül dönemi itibarıyla devam ettiğine dikkat çekilen toplantı özetinde işgücü piyasasındaki iyileşmenin son çeyrekte devam edeceği, işsizlik oranlarındaki düşüşün kademeli bir biçimde gerçekleşeceği vurgulandı.

Özette üçüncü çeyrekte güçlü artış kaydeden iktisadi faaliyetin gücünü koruduğu, iç talepteki iyileşmenin devam ettiği belirtilerek, “Dördüncü çeyrekte, özel tüketim büyümesinin bir miktar hız kesmesi beklenirken, mevcut göstergeler makine-teçhizat yatırımlarında üçüncü çeyrekte gözlenen toparlanmanın devam ettiğine işaret ediyor. Küresel ölçekte gözlenen toparlanma eğilimi ve dış piyasalarda pazar çeşitlendirme esnekliğinin ihracat üzerindeki olumlu etkisi sürerken, mal ihracatındaki artışların cari açıktaki bozulmayı yavaşlattığı ve çekirdek cari açık göstergelerinde iyileşme sağladığı görüldü. Turizmdeki toparlanmanın süreceği beklentisine ek olarak, mal ihracatındaki artış eğiliminin cari dengeye olumlu katkı vermeye devam etmesi bekleniyor” denildi.

Haldun Üniversitesi insan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fuat Erdal, yüksek büyümenin yanı sıra, istihdama yönelik teşviklerin katkısıyla işsizlik oranındaki düşüşün önümüzdeki dönemde devam edeceğini vurguladı. Erdal, 2017 yılı içerisinde genellikle yüzde 10 üzerinde seyreden ve kasımda yüzde 13’lere tırmanan tüketici enflasyonun, 2017 yıllık ortalamasının ve 2018 yılının en azından ilk aylarında OVP hedeflerinde belirtildiği tek haneli rakama inmesinin olası görülmediğini söyledi.

TÜKETİCİ GÜVENİ

Ağustos ayından itibaren gerileyen tüketici güven endeksi aralıkta da kan kaybını sürdürdü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜÎK) ve TCMB işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan Tüketici Güven Endeksi aralıkta bir önceki aya göre yüzde 0.1 azalışla 65.1 oldu. 2016 yılını 69.5 ortalama ile kapatan tüketici güveninin 2017 yılı ortalaması 68.6’ya geriledi. Tüketicinin gelecek 12 aylık döneme ilişkin beklentilerinden hesaplanan endeksin, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu gösteriyor. TÜİK verilerine göre hanenin maddi durum beklentisi endeksi aralıkta bir önceki aya göre yüzde 0.3 artışla 84.8, genel ekonomik durum beklentisi endeksi yüzde 0.5 oranında artışla 87.5, tasarruf etme ihtimali endeksi yüzde 2.9 azalışla 17.5 düzeyinde gerçekleşti.

Tüketicilerin 2017’de temkinli duruşunu koruduğunu söyleyen Dr. Cahit Sönmez, aralıkta tüketici güven endeksinde bir önceki aya göre çok az bir gerileme olduğunu vurguladı. Sönmez, “Tüketicilere yöneltilen sorulardan çıkarılacak sonuçlara göre; gelecek dönem için daha iyimserleşme görülüyor. Tüketiciler, gelecek 12 ayda ekonomik durumda düzelme, hane halkı gelirinde artış bekliyorlar. Dayanıklı tüketim malı tüketimi veya konut alımma halen sıcak bakmıyorlar” dedi.

KASIMDA 122 BİN 732 KONUT SATILDI

Konut satışları ekim ayının ardından kasımda da geriledi. Türkiye genelinde konut satışları kasımda yıllık yüzde 7.5 azalışla 122 bin 732, yılın ilk 11 ayında ise yüzde 6.5 artışla 1 milyon 276 bin 342 adet oldu. TÜİK verilerine göre, ipotekli konut satışları ekimde yıllık yüzde 23.9 azalışla 37 bin 250 olurken, toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 30.4 olarak belirlendi. Ocak-kasım döneminde ipotekli konut satışları yüzde 9.6 artışla 439 bin 70 düzeyinde gerçekleşti. Türkiye genelinde ilk defa,.satılan konut sayısı kasımda yıllık bazda yüzde 6.5 azalarak 59 bin 354 olurken, toplam konut satışları içinde ilk satışın payı yüzde 48.4 olarak belirlendi. İkinci el konut satışları bu dönemde yüzde 8.4 azalışla 63 bin 378’e geriledi.

EN ÇOK ORTAÖĞRETİME GİTTİ

Hazine Müsteşarlığı geçici verilerine göre, merkezi yönetim brüt borç stoku 30 Kasım 2017 itibarıyla 2016 sonuna göre yüzde 17.2 artarak 890.8 milyar TL olarak gerçekleşti. Borç stokunun 534.5 milyar TL tutarındaki kısmı TL cinsi, 356.3 milyar TL tutarındaki kısmı döviz cinsi borçlardan oluştu. Hazine alacak stoku 30 Kasım itibarıyla 17.9 milyar TL oldu. Geçici verilere göre Hazine alacak stokunun 3.9 milyar TL’si vadesi geçmiş borçlardan oluştu. Kasım sonu itibarıyla Hazine alacaklarından toplam 1.9 milyar TL tahsilat gerçekleştirildi.

Türkiye’de eğitim harcamaları 2016 yılında bir önceki yıla göre yüzde 18.9 artarak 160 milyar 873 milyon TL oldu. TÜİK’in 2016 yılı eğitim harcamaları istatistiklerine göre, eğitim harcamalarının en çok arttığı eğitim düzeyleri; yüzde 31.6 ile ortaöğretim, yüzde 20.3 ile yükseköğretim oldu.

Eğitim harcamalarının gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) içindeki payı arttı. 2011 yılında eğitim harcamalarının GSYH içindeki payı yüzde 5.7 iken 2016 yılında yüzde 6.2’ye yükseldi. Eğitim harcamalarının GSYH içindeki payı 2016’da bir önceki yıla göre ise 0.4 puan artış gösterdi. Türkiye’de 2016’da yapılan eğitim harcamalarının yüzde 74.2’sini devlet, yüzde 18.8’ini hane halkları finanse etti. Devlet kuramlarınca yapılan harcamaların yüzde 29.8’ini yükseköğretim, yüzde 28.1’ini ilkokul oluşturdu. 2011’de 4 bin 103 TL olan öğrenci başına yapılan eğitim harcaması 2015’te 6 bin 382 TL olurken, 2016’da yüzde 16.7 artışla 7 bin 449 TL düzeyine çıktı.

YATIRIMA 5.4 MİLYAR DOLAR GELDİ

Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, uluslararası doğrudan yatırım girişi ekimde 800 milyon dolar oldu. Uluslararası yatırımcıların Türkiye’deki yerli sermayeli şirketlerdeki ortaklık paylarına ilişkin transferleri içeren sermaye girişi, ekimde 180 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Yılın 10 ayında net doğrudan uluslararası yatırım girişi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16.9 azalışla 8.3 milyar dolar oldu. Uluslararası doğrudan yatırım girişleri kaleminde yer alan sermaye girişi ilk 10 ayda geçen yüzde 8.6 artışla toplam 5.4 milyar dolara ulaştı.

Uluslararası doğrudan yatırımların gerilemesinin hem ekonomik hem de siyasi nedenleri olduğunu söyleyen Dr. Sönmez, yatırım koşullarında rekabet gücünün halen yeterli olmadığım vurguladı. İşgücü birim maliyetlerinin yüksek olduğunu belirten Sönmez, küresel belirsizliklerin, iç siyasi gelişmelerin, lanet kalkışma girişimi ve terör faaliyetlerinin doğrudan yabancı yatırımları olumsuz etkilediğini kaydetti. Sönmez, “Yatırım ortamının daha rekabetçi hale getirilmesi ve siyasi zeminin daha sağlıklı olması gerekiyor ki doğrudan yatırım pastasından alacağımız pay artabilsin. Bu iyileşmeler yapılamadığından uzun süredir yıllık hacim 10 milyar doların biraz üzerine çıkabiliyor” dedi.

Cahit SÖNMEZ / TOBB ETÜ Öğretim Üyesi
”Jeopolitik riskler sürüyor”

Merkez Bankası’nın da vurguladığı gibi enflasyonu etkileyen faktörlerin başında kur hareketleri geliyor. İşlenmemiş gıda fiyatları ve düzelen iç talep koşulları enflasyona yukarı doğru baskı yaparken, son aylarda enerji ve bazı emtia fiyatlarının küresel düzeyde yüksek seyretmesi de enflasyonu olumsuz etkiliyor. Tüm bu gelişmeler, enflasyonun 2018’in ilk çeyreğinde de yüksek seviyelerini koruyacağını gösteriyor. Küresel riskler ne yazık ki Türkiye ekonomisini de etkileyecek. Merkez Bankası çoğunlukla 2018 için jeopolitik risklerin etkili olacağı görüşünde. Ortadoğu ve Kuzey Kore faktörlerini küresel ekonomi denklemine dahil etmiş. Doğal olarak yakın coğrafyamız için geçerli olan jeopolitik risklerden kaçmamız mümkün değil. Bunun yanı sıra dış ticarette artan korumacılık, ABD’de henüz Kongre’den geçen vergi reformu, OPEC’in petrol arz cephesini daraltma yönlü aksiyonları da yukarı yönlü risk faktörleri içinde yer alıyor.

Tüm bu riskler döviz kurlarının oynaklığını artıracağı ve enerji fiyatlarına baskı oluşturacağından Türkiye ekonomisi de ne yazık ki bu koşulların etkisi altına girecek kuşkusuz.

Prof. Dr. Fuat ERDAL / İbn Haldun Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı
”Sürdürülebilir büyüme yatırım ve ihracatla olabilir”

Kredi Garanti Fonu ile kredi genişlemesi ve işletmelerin finansman erişim imkanlarının kolaylaştırılması, vergi indirimleri ve makro ihtiyati tedbirlerin esnetilmesinin, büyüme oranlarında önemli payı var. Her üç çeyrekte de ihracattaki artış hızının ithalattaki artış hızından daha yüksek olması, cari açık üzerindeki baskının az da olsa azalacağını gösteriyor. Üçüncü çeyrekte özellikle sermaye malları ithalatının artması ve gayrisafi sabit sermaye oluşumunda meydana gelen yüzde 12.4’lük büyümenin, 2018 yılı milli gelirine önemli bir katkı sağlaması bekleniyor. Ancak bu büyümenin finansmanının enflasyon yaratmaması için iç tasarruf artışı ile desteklenmesi önemli. Büyümenin sürdürülebilirliği ve orta gelir tuzağından kurtulma, yatırım ve ihracat odaklı gelir artışı ile mümkün olabilir. Bunun için de, eğitim kalitesinin yükseltilmesi, işgücünün beceri ve verimliliğinin artırılması, inovasyon ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli üretim ve ihracatın artırılması ve girişimciliğin ve yatırım süreçlerinin kolaylaştırılması önem arz ediyor.

Prof. Dr. Ersan ÖZ / Pamukkale Üniversitesi İİBF Maliye Bölümü Öğretim Üyesi
”15 Temmuz travması eğitim harcamalarını daha da artıracak”

Eğitim harcamaları temel göstergeleri nicelik bakımından toplam eğitim harcamasının arttığını gösteriyor. 2011’de yaklaşık 80 milyar TL’lik harcama altı yılda yüzde 100 artışla 2016’da 160 milyar TL’yi aştı.

Bu artışın beş temel sebebi var. Bunlardan ilki zaten 2013 sonrası ana çalışmalarını eğitim üzerinden yönlendiren, insan kaynağına bu şekilde yön veren paralel yapıya karşı özel okullara teşvik uygulamasının başlatılması. Bu yöntem özel okullara giden öğrenci sayısını artırırken, özel okulların sayısını ve kalitesini de yükseltti. İkincisi, 2004’ten bu yana özel okullara beş vergilendirme döneminde istisna uygulaması da devam ettiğinden, bu durum vergi harcaması olarak rakamlara yansıdı. Kamu ekonomisi anlamında eğitim harcamalarının yüksekliğini açıklayan önemli donelerden üçüncüsü, nüfusu 80 milyona dayanan Türkiye’de eğitim çağındaki nüfusun fazla olması. İktisadi açıdan eğitim, alınıp satılabilen yarı kamusal bir hizmet. Söz konusu hizmet öğrenci başına 4 bin TL’den 7 bin 500 TL’ye sıçradı. Bu artış 15 Temmuz travması sonrası giderek daha da artacak. Çünkü ‘baba devlet’, evlatlarını, hem devlet okulları açarak, okullarda fiziki imkanları en üst düzeye çıkararak, aynı zamanda özel okullaşmayı ve buralara gitmeyi de teşvik ederek refleks gösteriyor. Dördüncü sebep, bilgi çağında teknolojiden üst düzeyde yararlanması gereken eğitim sektöründeki özel ve kamusal harcamaların artması.

Beşinci sebep ise, hem Suriye’den aramıza katılan eğitim çağındaki genç nüfus hem de son beş yılda beş katına çıkan yabancı öğrenci kabullerimiz nedeniyle de eğitim harcamalarımız artıyor.

HÜLYA GENÇSERTKAYA

Bu Makalede İlginizi Çekebilir

Bitcoin’den yeni rekor! Bitcoin 20 bin dolara dayandı

İlk piyasaya çıkan sanal para olan Bitcoin hergün yeni bir rekor ile yükselişini sürdürüyor. 2018 …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.