Pazar , Mart 24 2019
Anasayfa / Makaleler / İnsanları Gülerek, Gülümseterek Yönetebilmek

İnsanları Gülerek, Gülümseterek Yönetebilmek

İnsanları keşke gülerek, gülümseterek yönetebilsek. Yönetimde “dediğim dedik çaldığım düdük” devri çoktan geçmişte kaldı. Şimdi “Mizah + İnovasyon = Kârlılık” dönemi…

Yöneticinizin bilinçaltında hala ‘Malkoçoğlu’ mu var?

BİR tarihte konuya değinmiştim. Tekrarında yarar var. Amacım yönetimde ‘liderliği’ hatta ‘patronluğu’ yeniden tanımlamak. Ne var ki, ilginç bir örneği küresel politik yaşamın içinden vermek zorundayım. Şirket yöneticilerinin bir bölümü çoğu zaman politik liderleri ya da sanal kahramanları örnek alıyor. Karizmayı çizdiren de var, kimseye eyvallahı olmayan da.

liderlik

Genel kanı şu: Tepe yöneticisi daima sert ve otoriter olmalıdır ki genlerinden gelen o aman vermeyen liderlik(!) korunabilesin. Gülmek ayıp, kahkaha imkânsız ve de mizah yasak! Cinsiyet asla fark etmez; lider dediğin hiyerarşi söz konusu olduğunda sert, suratsız, nemrut olmalı!..

Günün örneklerim sosyal medyada ‘hit olmuş’ film kahramanları üzerinden vermek istiyorum. Lâkin sesleneceğim kuşak ellili yaşlar civarında. 1960 öncesi, sonrası doğmuş politikacı, patron ve tepe yöneticiler…

HER KUŞAK YÖNETİM “MIT’İNİ YARATIR

Elli yaşını geçmiş liderlerin bilinçaltında çocukluktan gelen koşullanmışlıklar var. Üstelik bu algı bir önceki kuşakta daha da baskın. Bunu bilimsel araştırmalar söylüyor. Tarihten bir sayfa açayım izninizle: 2. Dünya Savaşı’da Fransızların büyük ismi Charles de Gaulle, yetkin bir komutan, politikacı ve toplum lideri. 1946- 1970 arası yoğun olarak siyasetle uğraşmış. Başarılı ama ilk bakışta sert bir kişilik. Öyle ki, 68 Kuşağı’nm doğum yeri Paris’te Sorbonne ve Nanterre Üniversiteleri’nin öğrencilerini epey hırpaladığı söyleniyor. Yine de dünya liderlik literatürüne paradoksal davranışlarıyla geçmiş sıra dışı bir isim.

Beşinci Cumhuriyet’in görünüşte sert tabiatlı lideri kendi özel yaşamında şaşırtan alışkanlıklara sahip. Kahkahayla güldüğünü pek gören olmamış ama bunalımlı günlerinde kendinden beklenmeyen hareketlerle sevimli olmayı becerecek kadar da bilge biri.

De Gaulle, her gün önüne gelen gazeteleri son satırına kadar okur, acımasız eleştiri oklarını Le Figaro, Le Monde ve Liberation da görürse biraz üzülürmüş. Aykırı bir yazı çıktığında gazetenin sadece başlığına bakmakla yetinir, sonra derin bir nefes alıp gülümser, pikaba neşeli bir müzik koyup kendini eleştiren yazıyı şarkılara eşlik ederek okurmuş.

Bir alışkanlığı daha varmış: Onca yaşma rağmen gençlik yıllarında ortaya çıkan Tenten’in çizgi maceralarına arada bir göz atar, geçmiş yılların saf dünyasına dönermiş. Etrafında ördüğü otorite duvarına rağmen çocuksu bir coşkuyla Tenten’i, inceler, çizgi romanın kahramanlarını günün politikacılarına benzetirmiş. Rol dağıtımında Kaptan Haddok, Bayan Kastafiore ve Profesör Turnösol reyting alırmış. Beceriksiz liderleri ise romandaki çifte karakter İkizler’e (Dupont et Dupont) havale edermiş.

Maceralarda geçen yer isimlerini, uydurma ülkeleri ise benzetme yoluyla açıklar, tebessümle anlatırmış yakınlarına. Bir keresinde çizgi roman alışkanlığıyla Churchill’le bile dalga geçtiği olmuş.

LİDERLERİN “SIRADANLIK” SIRLARI



Amaç böylesine büyük bir liderin uydurma serüvenler yaşayıp hayal dünyasında gezinmesi değil elbet. Rahatlayıp biraz empati yapmak, hayal zenginliğiyle kendini çocuksu bir neşe içinde eleştirmek…

Bu saf yaklaşımın altında eleştiriye tahammül ve mizah var. Çizgi dünyasının insanı yerinden zıplatan kimi karikatürlerine bile toleransla yaklaşmanın sırrı bu olsa gerek. Ahlak sınırlarını aşmamak, hakaret amacı taşımamak koşuluyla elbette…

Bu örnekten yola çıkarak bir şeyleri keşfediyoruz: Popüler kültürün yarattığı çizgi romanlar (ve tabii karikatürler) ağır görev yüklenmiş insanlar için psikolojik rahatlama işlevi görüyor. Devlet adamı ya da patron düzeyine erişmiş nice insan bilinçaltına gizlenmiş kahramanına ya da abartıyla çizilmiş karikatürlerine bakıp kendisiyle dalga geçiyor, mizah yapma sanatını öğreniyor.

Kısacası, her devirde politikacı, işadamı ya da ünlü bir CEO mizahın yönetim üslubu olduğunu zor da olsa anlıyor. Böylece kemale erecek kişilikler onların liderliğini bir kez daha onaylamış oluyor.

Ama yine de etrafınıza şöyle bir bakın, geçmişin çizgi romanlarındaki sert kahramanların kopyalarını, günümüz ekranlarının yarattığı canavar tipleri göreceksiniz. Huy, davranış ve reaksiyonlar değişmiyor.

“EN BÜYÜĞÜM” DEMEK ÇARE DEĞİL

Yönetim sorumluluğu almış kişilerin bir bölümünün söylediklerimi saçma bulacaklardır biliyorum.

Ne var ki insan kişiliğini çoğu zaman çocukluktan gelen ‘bilinçaltı’ şekillendiriyor. Çoğu lider reddetse de psikolojide kuramsal gerçek bu.

Amerikan popüler kültürüne baktığımızda hemen görüyoruz: Belli bir yaş grubu üzerinde yapılan araştırmalarda ne Al Capp’in ‘Hoş Memo’suna rastlanıyor; ne de Mort Walker’m ‘Hasbi Tembel Er’ine.

Elli yaşın üzeri çoğu CEO’nun bilinçaltından ‘Süpermen’ ya da Tron Man’ çıkıyor her defasında!

Belki bizim için de geçerli olabilir bu. Aksi iddia edilse de kimi yöneticilerin biraz ‘Tarkan’, biraz ‘Malkoçoğlu’ ya da ‘Kara Murat’ olması doğal. Yönetim psikologlarına göre sert, haşin ve de ‘Dünyayı Kurtaran Adam’ tiplemeleri yönetimde rağbet görüyor.

Sadede gelelim: Keşke insanları gülerek ve güldürerek mizah promosyonuyla yönetebilsek.

Gerçek o ki, kaba ifadesiyle ‘dediğim dedik çaldığım düdük’ devri sona erdi.

‘Bir tek ben bilirim’ miti artık tarih oldu.

Gülmesini bilen takımları yaratmış, hatta onları mizahla şımartmış liderler şimdi öne geçiyor. ‘Mizah + İnovasyon = Kârlılık’ denilen o tılsımlı süreci çoktan harekete geçirmişler de çoğumuzun haberi yok.

■ Düşündünüz mü acaba, politik reklamlarda en katı fikirleri size satmak isteyen karakterler neden sempatik görüntü çizerler? Tabii ki, her tür satışta ‘tebessüm’ün sihirli bir davranış olduğunu bildikleri için.

■ Tarihin en acımasız liderlerinden Hitler’in çocukluk ve gençliğinde çizgi ve film dünyasından hiçbir kahramanı olmadığı söylenir. Rüyalarında bile korkudan başka bir şey görmemesini psikologlar biraz da buna bağlıyor.

■ Ünlü Fransız şairi Paul Valery şöyle diyor: “Gerçekten surat asarak ciddi geçinen kişilerin ufku çok dar olur. İnsanları ufukların ötesine taşımak için önce mizahı öğrenecek ve öğreteceksiniz!”

■ Yaratıcı insanlar ciddiyetin tatsız tuzsuz katılığından değil, daima mizah sosuyla lezzetlenmiş olağanüstü nimetlerden beslendikleri için yaratıcıdırlar.

■ Ciddi geçinen liderler sürekli kendini över.

■  Mizahı kullanan lider ise mutlu insanlar yaratır, onların ortak aklını över.

■ Özellikle pazarlamada buluşçuluğu (inovasyonu) özendirmenin tek yolu vardır: İnsanlara mizahla yaklaşmak ve imkânsızı başarabileceklerine onları ikna etmek.

■ “Hayır, benim yönetim karakterim serttir, mizahla işim olmaz” diyorsanız hemen bir psikiyatriste başvurun.

Kabul etmeseniz de ruhunuzun derinliklerinden çıkıp gelen birileri size çok hoş sürprizler yapacaktır!

Nur Demirok / Para




İlginizi Çekebilecek Benzer Konular


üye

Bunu da İnceledinizmi ?

Yönetim kurullarında kadın sayısı artıyor

BIST 100 Endeksi şirketlerinde 846 yönetim kurulu üyesi bulunuyor. Bunların 102’si kadın. Geçen yıl 89 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir