Para Kazandıran Geleceğin İş Fikirleri 5 Adet

Daha başındayız, o nedenle 21. Yüzyıl’ın bize neler getireceğini henüz bilmiyoruz. Ama rivayetler muhtelif. Biz bunlar arasından en dikkat çeken beş tanesini seçip olası gelecek senaryolarını derledik…

21’inci yüzyılın beş büyük yeniliği

20’NCİ Yüzyılı şekillendiren yüzlerce yenilik vardı. Otomobilden uçağa, radyodan televizyona, hesap makinesinden bilgisayara kadar… 21’inci yüzyıl için şimdilik beş büyük yenilikten söz ediyoruz. Henüz yüzyılın başı sayılır. Dünyamızın ileride neler göreceğini tam olarak tahmin edemiyoruz. Ama Ingiliz yayın kuruluşu BBC, içinde bulunduğumuz yüzyılı şekillendirecek beş büyük fikir ya da yenilik olduğunu vurguluyor. Bilim adamlarının da görüşünü alarak bu beş parlak fikri şöyle özetliyor:

İş fikirleri

1 – Laboratuvarda üretilen etleri yiyeceğiz

Halen tüketmekte olduğumuz doğal et, biraz daha çevreci olsa nasıl olurdu? Büyük ve küçükbaş hayvanlan yetiştirmek, beslemek ve kesip yemek için ne kadar geniş arazilere, suya ve enerjiye gerek duyduğumuza inanamazsınız. Bu hayvanlar, tarıma ayrılması gereken arazilerin yüzde 80’ini silip süpürüyor. Tavuk eti için biraz daha az arazi ve su yeterli oluyor. Tavuklar, büyük ve küçükbaş hayvanların ihtiyaç duyduğu arazinin sadece 27’siyle yetinebiliyor.

Üstelik su tüketiminde yalnız yüzde 13’lük pay sahibi oluyorlar. Ayrıca kırmızı et için harcanan enerjinin yüzde 32’siyle tavuk yetiştirmek mümkün. Ama bu da yetmez. Kırmızı eti, bir avuçluk arazi parçasına bile gerek duymadan elde etmeye ne dersiniz?

Yapay et

Bunun için laboratuvarlara girmemiz gerekiyor. Sonunda kırmızı eti, laboratuvarlar-da yetiştirmeyi de başardılar. Laboratuvar eti için araziye ihtiyaç yok. Suyun sadece 2-4’ünü kullanıyor olacağız. Harcayacağımız enerji ise tavuklardan biraz daha fazla olacak. Yüzde 36-40 kadar. Yine de büyük ve küçükbaş hayvanlar için harcanan enerjinin çok altında bir rakam bu. Hayvanlardan alman kök hücreler, uygun maddelerle beslenecek. Yenecek büyüklüğe ulaştığında, doğrudan restoranlara ve süpermarketlere gönderilecek. Halen bu teknolojiye sahibiz. Laboratuvar etinin en az doğal et kadar lezzetli olduğu belirtiliyor. Herhangi bir mikrop, bakteri, hastalık endişesi duymayacağız. Çevreciler de “Hayvanları katlediyorsunuz” protestoları yapamayacak. Laboratuvar eti üzerinde, 2011 yılından beri çalışılıyor. 2013’te Londra’da bir basın toplantısıyla tanıtıldı. ABD’de tavuk ve ördek etinin de laboratuvarlarda üretildiği daha önce açıklanmıştı. Ama eko-etin yaygınlaşması, 2018-2021 yılları arasında gerçekleşecek. Bu, iyimser bir tahmin. Henüz laboratuvar etinin kilosu 19 bin 800 dolara mal oluyor. Bu rakamın makul bir düzeye düşmesi gerek. Önümüzdeki yıllarda bir gün fast-food restoranlarda tezgâhtar size, “Eko-burger ister misiniz?” diye sorabilir.

2 – Sürücüsüz otomobil fikri

2013 yılında bütün dünyada trafik kazalarında 1 milyon 200 bin kişi hayatını kaybetti. 20 milyon kişi de yaralandı veya sakat kaldı. Bu rakamların yüzde 40’ı Hindistan ve Çin’e ait. Bunlar, korkunç istatistikler. Henüz trafik kazalarında ölüm ve yaralanmaları sıfırlayacak bir teknolojiye sahip değiliz. Ama sürücüsüz otomobillerle, bu rakamları çok büyük oranlarda aşağı çekebiliriz. Her 10 kazadan 9’u insan hatasından kaynaklanıyor.

Sürücüsüz otomobil

İnsan hatasını ortadan kaldırmak için de kendi kendine hareket eden motorlu araçlara ihtiyaç duyuyoruz. Sürücüsüz otomobil fikri, uzun zamandan beri var. Eğer 2013’te dünyadaki bütün motorlu araçlar, sürücüsüz araç olsaydı 1 milyon 100 bin hayatı kurtarabilirdik. Halen sürücüsüz araçlarla ilgili denemeleri, basından takip ediyoruz. Sanayi çevreleri, 2026’dan önce bu araçların kusursuz hale getirilemeyeceğinde hemfikir. Çünkü sürücüsüz araçlarla ilgili çok fazla kaza ve ölüm haberi de duyuyoruz. Ayrıca bu araçların bilgisayarları korsanlar tarafından hack’lenebilir. îşin ahlak boyutu bile var. Tehlike kaçınılmaz olduğunda bilgisayar, araç içindeki yolcuyu mu, yoksa önüne çıkan yayayı mı kurtaracak? Trafik kazalarında geriye kalan yüzde 10 için yapabilecek bir şey yok. Bunlar, mekanik arızadan, yol bozukluğundan ve kötü hava şartlarından kaynaklanıyor.

3 – Blok zincir teknolojisini kullanacağız

Çok yeni bir teknolojiyle karşı karşıyayız. Ama bu teknolojiyle parasal işlemler çocuk oyuncağı kadar kolay olacak. Dünyada 2 milyar yetişkin insanın, banka hesabı bulunmuyor. Bu yüzden banka üzerinden işlem yapamıyorlar. Birleşmiş Milletler verilerine göre 1 milyar 400 milyon kişi, günde 1.25 doların altında bir parayla yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Bu insanların da sisteme dahil edilmesi gerekiyor.



Blockchain

Geliri ne kadar düşük olursa olsun. Bu kesim, geliri az olduğu için hesap açamıyor, ödeme ve yatırım yapamıyor, para biriktiremiyor. Hesaplarını bilemediklerinden sürekli olarak daha derin borç batağına saplanıyor. Bugün bile bankadan aldığı krediyi ne kadar süre sonra ve ne miktarda geri ödeyeceğini bilemeyen insanlar var. Bu teknolojiyle küresel ekonominin çok farklı olacağını belirten piyasa çevreleri, düşük gelirli insanların bile küçük bir işletme açabileceğini, sigorta işlemlerini halledebileceğini, ülke dışına kolaylıkla para transferi yapabileceğini hatırlatıyorlar. BBC’ye göre bu tür para hareketlerini 2027’den sonra görmeye başlayacağız. Bazı ülkeler bu teknolojiyi, elektronik oylama sistemlerini korumak, arsa sahipliğinin kayıtlarını güvenli bir şekilde tutmak için şimdiden kullanmaya başladı bile. Peki, bu yeni teknoloji nedir? Teknoloji yazarı Semih Sönmez şöyle açıklıyor:

“Blok zinciri (Blockchain) sistemi, dijital para birimi bitcoin’in temelini oluşturur. Para hareketlerinin, özellikle transferlerinin farklı kaynaklar tarafından aynı anda onaylanması ilkesine dayanır. Her hesap hareketi, gerçekliğini koruma altına almak adına dijital olarak imzalanır ve kimse bu kayda müdahale edemez. Hesapların birer kopyası her katmanda bulunur. Her kaydın doğruluğu kontrol edilir. Böylece güvenirlik artar. Eğer sistemdeki devrelerin çoğu yeni kaydı reddederse o hesap hareketi sisteme kaydedilmez. Bu sayede maliyet düşer, işlemler hızlanır. Sahtekarlık ihtimali minimuma iner.”

4 – Deniz suyundan enerji üreteceğiz

Dünyamızın yüzde 70’i tuzlu sudur. Güneş, füzyon adı verilen nükleer ergime ya da kaynaşma yöntemiyle enerji üretir. Ünlü bilim adamı Albert Einstein’ın E=mc2 şeklinde basit bir enerji formülü vardır. O halde bu üçünü neden birleştirmeyelim. Aslında bunu kısmen de olsa başardık. Günümüzün nükleer santralleri, fizyon adı verilen nükleer parçalanmayla muazzam enerjiler ortaya çıkarıyor. Bir gram nükleer yakıt, fizyon yoluyla, bir gram kömürden 2 milyon 700 bin kat daha fazla enerji üretir. Ama sakıncaları da yok değildir.

füzyonla enerji üretmek

Radyoaktif artık çıkarırlar ve çalışma sırasında ciddi bir nükleer erime riski vardır. Çernobil’de olduğu gibi… Fakat biz füzyonla enerji üretmek istiyoruz. Çünkü bu yöntemde radyoaktif artık olmuyor. Sadece helyum açığa çıkıyor. Helyum dev balonların uçurulması için ideal bir gaz. Hidrojen kadar kaldırma gücü yok ama parlamadığı için çok güvenli. Füzyon yakıtı da bol bulunan bir element. Örneğin döteryum, deniz suyunda bol miktarda var. Bir gram döteryum, bir gram kömürden 11 milyon 300 bin kat daha fazla enerji veriyor. Fizyonla elde edilen enerjinin neredeyse beş katı. Bir örnek vermek gerekirse bir gram füzyon yakıtı, bir olimpik havuzun suyunu anında kaynatabilir. Ama bir sorun var. Füzyon yöntemini, enerji üretmekte henüz kullanamıyoruz. 2045 yılında bunu başaracağımız öngörülüyor. Bilim adamları arasında eski bir şaka vardır. Füzyon, 1940’lı yıllardan beri hep 30 yıl sonrası gerçekleşecek bir enerji üretme yöntemidir.

5 – Gök cisimlerinden maden çıkaracağız

Tam iki yıl önce Para Dergisi, uzay madenciliğini gündeme getirmişti. Bu işe ilk girişen ülke de Lüksemburg’du. BBC’ye göre, çok değil, yedi yıl sonra bu iş sıradan bir madencilik faaliyeti haline gelecek. Uzay Yolu (Star Trek) filminden bir sahne gibi… Pek çok şirket bu işi ciddiye alıyor. 1968 yılının nisan ayında İtalyan sanayici Aurelio Peccei, mektupla başvurduğu otuz kadar işadamını Roma’da Agnelli Vakfı’nda toplamış ve dünya kaynaklarının hızla tükendiğine dikkat çekmişti. Roma Kulübü adı verilen grup, 1972’de de “Büyümenin Sınırları” (The Lim-its of Growth) konulu bir rapor hazırlamıştı. Raporun göz ardı edildiği ortada. Kaynakları hızla tüketiyoruz. Bu yüzden gözlerimizi uzaya çevirdik. Dünyanın yıllık platin üretiminin 175 katını, 500 metre genişliğindeki bir asteroitten (Mars ve Jüpiter arasında kalan gök cisimlerinden) elde edebiliriz.

Uzay Madenciliği

Platin, altından sonraki en kıymetli metal. Güneş sistemimiz milyonlarca aster-oit, altın ve platin gibi çok değerli minerallere sahip. Çoğunda su da var. Bilim adamları, asteroitlerdeki minerallerden roket yakıtı yapılabileceğini böylece uzun yolculuğa çıkmış uzay gemilerinin bu asteroitleri yakıt ikmal istasyonu gibi kullanabileceğini söylüyor. Bu nedenle asteroitler, bizim bir taşla iki kuş vurmamızı sağlayacak. Fakat uzaya çıkıp asteroitlerden parça koparmak ve dünyaya getirmek, olağanüstü mühendislik gerektiren bir iş. Pahalı da. Yedi metre genişliğinde, 500 tonluk bir asteroiti yakalayıp dünyaya getirmenin maliyeti 2 milyar 600 milyon dolar olarak hesaplanıyor. Bu maliyet düşürülmeli. Uzay madenciliği ile uğraşan “Planetary Resources” şirketinin CEO’u Chris Lewicki, asteroitlerden su toplama işinin bile on yıldan önce gerçekleşemeyeceğini hatırlatıyor. Yine de 21’inci yüzyıl içinde gerçek olacak bir rüya. Şunu da unutmamalıdır ki bu as-teroitlerin ana kümeden ayrılıp dünyaya yaklaşmaları gerekir.

ALEV RİGEL





üye

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir